Simurg Art Yayınları
Gülderen Depas
Gülderen Depas, mimarlık eğitimi ile resim sanatını aynı yaratıcı üretim alanında buluşturan çağdaş Türk sanatçılarından biridir. Çalışmalarında toplumsal hafıza, kadınların tarih içerisindeki konumu, savaş, şiddet, kaos, yıkım ve insanın yaşadığı çevreyle ilişkisi gibi temalara odaklanır. Resim çalışmalarının yanında yazılı anlatıyı da kullanan sanatçı, görsel ve düşünsel üretimini Gülderen Depas kitapları aracılığıyla farklı bir ifade biçimine taşımaktadır.
Biyografi
Gülderen Depas Kimdir?
Gülderen Depas, 1954 yılında Bergama’da doğdu. Sanatçının yetiştiği Bergama, tarihsel ve arkeolojik birikimiyle güçlü bir kültürel çevreye sahiptir. Depas’ın sonraki yıllarda tarih, bellek, mekân ve insan ilişkisine yönelen üretimi değerlendirilirken bu kültürel çevrenin oluşturduğu görsel hafıza da dikkate alınabilir.
1979 yılında Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Mimarlık Bölümünden mezun olan Depas, uzun yıllar sonra akademik eğitimine bu kez resim alanında devam etti. 2010 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünü tamamladı. Ardından Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Anasanat Dalında yüksek lisans yaptı ve programı 2015 yılında tamamladı.
Mimarlık ve resim alanlarında aldığı eğitim, sanatçının eserlerinde mekân, yüzey ve kompozisyonla kurduğu ilişkinin farklı disiplinlerden beslenmesine olanak sağladı. Depas, çalışmalarını İzmir’deki atölyesinde sürdürmektedir. Ulusal ve uluslararası karma sergiler, çalıştaylar ve sanat etkinliklerinde yer alan sanatçı, aynı zamanda Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği üyesidir.
Gülderen Depas’ın Sanat Anlayışı
Gülderen Depas’ın sanatında yalnızca estetik bir görüntü oluşturma amacı değil, toplumsal ve tarihsel meseleleri görsel bir anlatıya dönüştürme çabası da öne çıkar. Yıkım, kaos, savaş ve şiddet gibi konular bazı çalışmalarının temelini oluştururken, başka eserlerinde tarih boyunca farklı alanlarda iz bırakmış kadınları merkezine alır.
Sanatçının kadın portrelerine yönelen üretiminde bilim, sanat, fotoğraf, edebiyat ve düşünce dünyasında kendi sınırlarını aşmış kadınların yaşamları dikkat çekici bir yer tutar. Portre, Depas için yalnızca fiziksel benzerlik yaratmak anlamına gelmez; kişinin yaşamını, mücadelesini ve temsil ettiği düşünceyi yeniden yorumlamanın bir aracına dönüşür.
Bu yaklaşım, sanatçının resim ile yazı arasında kurduğu ilişkinin de temelini oluşturur. Görsel anlatı ile metin birbirinden bağımsız iki alan olmak yerine aynı düşüncenin farklı ifade biçimleri hâline gelir.
Gülderen Depas Kitapları
Gülderen Depas’ın Simurg Art tarafından yayımlanan çalışması, sanatçının resim ve yazı alanındaki üretimini aynı kitap içerisinde bir araya getirir. Çağdaş sanat, sanatçı kitapları, portre sanatı ve sanat tarihine ilgi duyan okuyucular, eserin de yer aldığı Sanat Kitapları kategorisindeki diğer yayınları da inceleyebilir.
Mona Lisa ve Sınır Tanımayan Kadınlar
Mona Lisa ve Sınır Tanımayan Kadınlar, Gülderen Depas’ın 2012 yılında başladığı “sınır tanımayan kadınlar” projesinin kitaplaşmış hâlidir. Simurg Art Yayınları tarafından 2022 yılında yayımlanan eser 80 sayfadan oluşmaktadır.
Depas, projede kendisini etkileyen ve toplumun kendilerine çizdiği sınırların dışına çıkmayı başarmış kadınların portrelerini üretmeye başladı. Zaman içerisinde bu görsel çalışmalara sanatçının kendi metinleri de eşlik etti. Böylece resim ile yazı, aynı anlatının birbirini tamamlayan iki unsuruna dönüştü.
Kitapta farklı dönemlerden ve disiplinlerden yirmi kadın bir araya gelir. Susan Sontag, Diane Arbus, Louise Bourgeois ve Annie Leibovitz gibi sanat, düşünce ve fotoğraf dünyasının dikkat çekici isimleri bu anlatı içerisinde yer alan kişiler arasındadır.
Eserin ayırt edici yönü, bu kadınları klasik biyografi anlayışıyla sıralamak yerine Gülderen Depas’ın kişisel ve sanatsal perspektifinden yeniden yorumlamasıdır. Portreler ve metinler arasında kurulan ilişki sayesinde kitap, hem görsel sanatlara hem de kadınların kültür ve sanat tarihindeki yerine ilgi duyan okuyucular için özgün bir çalışma niteliği taşır.
Gülderen Depas kitapları içerisinde öne çıkan bu eser, sanatçının kadın portreleri üzerinden geliştirdiği uzun soluklu üretim sürecini ve resimle yazı arasındaki ilişkiyi daha yakından incelemek isteyenler için önemli bir kaynak sunmaktadır.